Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Vizyon 100 İstanbul Zirvesi’nde Türkiye’nin küresel ekonomideki stratejik konumunu ve dayanıklılığını değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Vizyon 100 İstanbul Zirvesi’nde yaptığı konuşmada Türkiye’nin “dünyanın bağlantı noktası” konumunda olan stratejik bir ekonomi olduğunu belirtti. Mandarin Oriental Bosphorus’ta gerçekleşen zirvede, Yılmaz küresel ekonominin köklü bir değişim sürecinden geçtiğini ve bu dönüşümün ülkeler için belirleyici olduğunu ifade etti. Türkiye’nin bu zorlu dönemde dünya ekonomik hiyerarşisinde üst noktalara taşınma imkanına sahip olduğuna inandığını vurguladı.
Küresel ekonominin son on yılların en karmaşık ve kırılgan dönemini yaşadığını belirten Yılmaz, jeopolitik gerilimlerin ticaret düzenini şekillendirdiğini vurguladı. Yapay zeka, iklim değişikliği ve demografik dönüşümün eş zamanlı baskı oluşturduğunu ifade etti. Pandemi sürecindeki tedarik zinciri kırılmaları ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın enerji ile gıda güvenliğini öne çıkardığını hatırlattı.
Küresel enflasyon dalgasının para politikalarını sıkılaşmaya zorlamasıyla büyüme ve enflasyon arasında hassas bir denge oluştu. Yılmaz, küresel büyümenin son üç yılda ortalama yüzde 3 civarında seyrettiğini, bunun 2000-2019 dönemi ortalaması olan yüzde 3,7’nin altında kaldığını belirtti. Küresel mal ve hizmet ticaretinin yıllık ortalama büyüme hızının da yüzde 4,8’den yüzde 3’lere gerilediğini aktardı.
Orta Doğu’da yaşanan savaşın enerji fiyatlarından ulaşım maliyetlerine kadar geniş bir alanda etkisini hissettirdiğini dile getiren Yılmaz, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamaların petrol ve LNG arzını olumsuz etkilediğini belirtti. Artan güvenlik risklerinin sigorta primlerini ve navlun maliyetlerini yükselttiğini söyledi. Petrolün yüzde 20’si ile sıvılaştırılmış gazın yüzde 25’inin Hürmüz Boğazı’ndan dünyaya sevk edildiğini hatırlattı.
Türkiye’nin de bu süreçten etkilendiğini ancak arz problemi yaşamadığını vurguladı. Son 23 yılda yapılan projelerle tedarik sisteminin çeşitlendirildiğini, depolama kapasitesinin artırıldığını ve yerli üretimin geliştirildiğini kaydetti. Doğal gaz fiyatlarındaki yükselişin gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatları için yukarı yönlü risk oluşturduğunu ifade etti.
Jeopolitik risk algısındaki artışın risk primlerini ve borçlanma maliyetlerini yükselterek finansal koşulları sıkılaştırdığını aktardı. IMF’nin güncel tahminlerine göre, 2026 yılı küresel büyüme beklentisi yüzde 3,1, enflasyon beklentisi ise yüzde 4,4 seviyesinde. En olumsuz senaryoda, bu yıl büyümenin yüzde 2’ye gerilemesi ve küresel enflasyonun yüzde 5,8’e kadar yükselmesi öngörülüyor.
Yılmaz, böylesine kırılgan bir küresel ortamda Türkiye ekonomisinin güçlü bir dayanıklılık gösterdiğini ve birçok alanda pozitif ayrıştığını kaydetti. Uygulanan ekonomi programı sayesinde makroekonomik ve finansal istikrarın belirgin şekilde güçlendiğini ifade etti. Ekonominin dış şoklara karşı direncinin ciddi ölçüde arttığını ve bu durumun pandemi gibi birçok olayda test edildiğini belirtti.
2020-2025 döneminde dünya ekonomisi yüzde 19 büyürken, Türkiye ekonomisinin yüzde 35 büyüme gerçekleştirdiğini açıkladı. 2025 yılında milli gelirin 1,6 trilyon dolara, kişi başı gelirin ise 18 bin doları aşacağını söyledi. Bu gelişmeyle Türkiye’nin Dünya Bankası sınıflandırmasına göre orta gelirli ülkeler liginden yüksek gelirli ülkeler ligine adım attığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin çatışmalardan uzak, siyasi istikrarı ve politika öngörülebilirliği ile bölgesinde bir “istikrar adası” konumunda olduğunu belirtti. Ülkenin Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında yer alarak “dünyanın bağlantı noktası” vasfını taşıdığını ifade etti. Türkiye’nin bu ateş çemberinden korunarak istikrarlı gelişmesi için her türlü çabanın sarf edildiğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nın TBMM’ye sunulduğunu hatırlattı. Bu programla üretim ve ihracat odaklı firmalar için rekabetçi bir vergi yapısı oluşturulacağını belirtti. İhracat yapan imalatçı firmalar için kurumlar vergisinin önemli ölçüde indirilerek Türkiye’yi küresel ölçekte güçlü bir üretim üssü haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi.
Transit ticarette güçlü avantajlar sunulacağını, Türkiye dışındaki ülkeler arasında yapılan ticaretten elde edilen gelirlerin vergisiz olarak ülkeye getirilmesini sağlayacak yeni bir yaklaşım geliştirildiğini aktardı. Hizmetler alanında “Nitelikli Hizmet Merkezi” modeliyle yüksek katma değerli hizmet ihracatına yeni bir ölçek kazandırılacağını ifade etti. Nitelikli insan kaynağını ülkeye çekmeye yönelik teşviklerle Türkiye’yi yatırımcılar için daha güçlü bir merkez konumuna taşımayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Yorum Yap